Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir.

En akıllıca sandığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu.

Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.

Alper Canıgüz - ” Oğullar ve Rencide Ruhlar ”

Gerçekleri anlatmaya çalışmaktan yorulduğunda susmayı öğreniyor insan.. Zamanla anlıyorsun kimseye görmek istediğinden fazlasını gösteremeyeceğini.. Ve sonunda yüzüne taktığın maskeye olgunluk deniyor bu hayatta..

Ben Yaptım… İçimde sürekli bir huzursuzluk var. Gitmiyor bir türlü. Ben ne yapmışım böyle? Hayatıma ne yapmışım? Her yolu denedim bu karanlıktan çıkmak için… Ama öyle bir umutsuzluk var ki üzerimde, yollarımın sonuna varacak cesareti, gücü bulamıyorum kendimde… Yürümeye başlıyorum evet, ama ikinci - üçüncü adımda ya tökezliyor ya da tökezlemekten korkup geri dönüyorum. Yorgunum… Hem de çok yorgun. Çok fazla bir şey de yapmadım esasen, şu dünyada ne cefalar çeken insanlar var; küçücük çocuklar var hayata bir savaş vererek tutunmaya çalışan… Onları düşündükçe utanıyorum bu halimden. Ama elimde değil… Göz pınarlarıma kadar gelen gözyaşlarımı sadece bir raddeye kadar engelleyebiliyorum. Dökülmeye başlayınca da durmuyor ki… İçim o kadar dolu ki… Üç noktalarım bitmiyor. Her cümlemden sonra derin bir nefes alıyorum sanki… İçimden söküp atmaya çalışıyorum bu duyguları cümlelerle… Olmuyor tabi… Bir derin nefes daha alıyorum, veriyorum. Hiç bir şey tam değil, her şey bulanık. Önümü göremiyorum. Bir yol göstericim yok, tutunacak dalım yok. İşte böyle hissedince yavaş yavaş anlıyorum; en büyük hayal kırıklığını kendime kendimiz yaşatıyormuşuz… Aman Allah’ım bu nasıl bir çöküş? Bu nasıl bir karanlık? Beni durmadan içine sürüklüyor… Durmadan “Artık düzeltebileceğin hiçbir şey kalmadı.”diyor. Sürekli nasıl bu kadar her şeyi berbat edebildiğimi anlamaya çalışıyorum, sonra bu çabadan da vazgeçip yine eski bulanık, darmadağın, derin karanlığıma çekiliyorum. Tüm vücudum yorgun. Sebepsiz yere uykusuzum. İlaçlar işe yaramıyor. Düşünmeme engel olmuyor. Mucizelere çok mu alışmışım? Ya da bu zamana kadar, sadece şanslıymışım, öyle mi? Sadece şans… Şans… Ne yetenek varmış ne de zeka, ne emek varmış ne özveri… Ya da çok eskiden miymiş bunlar? Ben sadece içi boş bir organlar yığını olmadan önce böyle miymişim? Neden değiştim peki? Nasıl? Ne oldu da değiştim? Anlamam çok zor. Algım da yavaşladı bugünlerde, arkadaşlarıma “Sanki beynimin kapasitesi dolmuş da başka hiçbir şeyi algılayamayacak gibi.” diyorum. Böyle bir şey olamayacağını biliyorum tabi. Ama ciddiyim. Umutsuzum çünkü o an. Yardım bekliyorum. Haykırıyorum içten içe : “Yardım edin bana, dibe iniyorum!” Gülüyorlar. Sadece gülüyorlar. Normalde neşeli bir insanım. Genelde konuları ciddiye almasam da ciddi bir konuda da sınırımı bilirim. Ama günlük hayatta şaka yaparım, dalga geçerim. Sırf bu yüzden yardım çağrımı duymuyorlar. Geçenlerde direkt “Galiba depresyona girmek üzereyim.” dedim. Ne yaptılar sizce? Evet güldüler. Güldüler. Sadece güldüler bana. İçimdeki umutsuzluğu göremiyorlardı, çünkü bana bakmıyorlardı bile. Sadece onları güldüren neşeli, şakacı biriydim onlar için. Dertleri olduğunda dinlerdim. Sorgulardım. Yüzlerinde bir farklılık gördüğümde sorardım. “Neden mutsuzsun?” derdim. Ama onlar bana sadece gülüyorlardı. Benim dertlerim olamazmış gibi. Ya da daha kötüsü, umurlarında değilmiş gibi… Nefesim daralıyor… Böyle zamanlarda sigara içen insanları düşünüyorum. Bu duyguyu sürekli mi yaşıyor onlar? Sürekli böyle nefessiz nasıl yaşıyorlar? Sigaraya her zaman karşı oldum, içten bir şekilde nefret ettim, kendisinden, kokusundan, hatta fikrinden bile. Ama bugünlerde sigarayı çok düşünür oldum… Demek ki herkesin bir zayıf anını yakalayabiliyor dedim. Ama içmeyeceğim, biliyorum. Sigara içmeyi düşünmüyorum zaten, sadece sigarayı… Öylece aklıma geliveriyor. Düşünüyor olmam bile kendime karşı olan hayal kırıklığımı katlıyor. İçmeyeceğimi biliyorum ama bilinçaltıma işlemiş bir takım duyguları da hissedebiliyorum. Zaten dağlar kadar hayal kırıklıklarım, daha fazlasına ihtiyacım yok. Sadece yerimde durarak bile katlayabiliyorum onları. Sadece yıllardır durduğum yerde durmam yeterli… Yapmam gerekenler de bir dağ gibi… Yapmak zorunda olduklarım var. Durduk yere. Yok yere. Onları bu hale ben getirdim. Ben yaptım. Başarısız oldum. Her şeyde. Her şeyi mahvettim. Ben yaptım.

"Batı Toplumu" Büyük Bir Hızla Çöküyor!

image

"Batı toplumu" çatır çatır çöküyor. 

"Aile" çöktü!. "Anne"lik öldü! Doğan çocukların ise nerede ise yarısı babasını tanımıyor. Batı toplumu büyük bir cinnet yaşıyor. 
Hiçbir harp yaşanmasa bile birkaç nesil sonra “Batı Toplumu” kendi kendine yok olacak. Sağa sola saldırmalarının, İslâm’ı yok etmeye çalışmalarının en büyük sebeplerinden biri de bu!

"Batı" çöküyor!

Dinamitlerle yıkılan bir binanın çöküş anını çoğumuz seyretmişizdir. Yine benzer şekilde ikiz kulelerin büyük bir gürültü ve toz bulutu yayarak yıkılışı hâlâ belleklerimizde duruyor.

İşte bu misalde olduğu gibi “Batı” dediğimiz toplum bütün kurumları ile beraber büyük bir gürültü ile çökmeye başladı.

Birkaç on yıl bizim için uzun bir zaman gibi geliyor, ancak tarih dediğimiz insanoğlunun hayat süreci içerisinde kısa bir an sayılabilecek bir süreden bahsediyoruz.

Read More

Haftanın filmi; Çöküş

"Çöküş" Hitler’in son günlerini anlatıyor. Sığınağında geçirdiği bir kaç günle gösteriyor bize Führer’i ve onun genarellerini. Arka planda tabiki de 2. Dünya savaşı var ve savaş tüm çıplaklığıyla; yaşlı, kadın ve çocuk gözetmeden doğurduğu ölümleriyle, vahşetiyle anlatıyor. 

image

Hitler sığınağında hala büyük bir zaferin, dünyada yalnızca Alman halkının kurulabileceği inancının planlarını yaparken silah arkadaşları yenilgiyi çoktan kabullenmiş ve kendini içkiye vermiş durumda. Hem cumhurbaşkanı hem başbakan olan Führer’in emirlerinin dinlenmediği bir dönem anlatıyor bize. 

Bu cani savaş dahisi, ordusunun donarak öldüğünü bilmiyor ve ordunun gelişiyle Rusların Berlin’den defedilebileğine inanıyor. Filmin öyküsü kısaca budur. Ben bu filmde bir kaç şey üzerinde durmak istiyorum. 

Bu film bize Führer’in insan olduğunu anlatıyor. 6 milyon kişiyi öldürmüş birinin bile bir kalbinin olduğunu anlıyoruz, onu ağlarken görüyoruz. Zafere inancı o kadar büyük ki, kaybetmek kesinleşince ağlıyor. Aynı zamanda onun bu katliamları kendi egosu uğruna değil, dünya barışını sağlamak için yaptığını görüyoruz. Bu katliamlarını filmde şu örnekle açıklıyor ; 

" Başlangıçta maymunlarında değişik ırkları vardı. Sonra en güçlü olan ırk diğerleri yok etti ve şimdi bütün maymunlar huzur için yaşıyorlar. İnsanlarında huzurlu yaşamaları için bunu yapmaları gerekiyor." Führer’in kurduğu bu cümle tam bir müzakere konusu. Doğru olduğunu savunanlar mutlaka olacaktır. Öncelikle Hitler’e bu cümleyi kurduran etkeni bulmak gerekir. 

image

Almanya’da yahudiler ve Almanlar birlikte yaşadılar. Yahudi ırkı hızla yükselirken, Alman ırkı fakirleşiyordu. Yahudiler kendinden olanları koruyup, kollarken Almanlar için hiç bir destek olmuyolardı fakat köstek kısmını bilemiyorum. Böyle bir ırkçı tablo varken, Hitler yukarıdaki örneğin insanlar için geçerli olabileceğine inandı. 

Bu sözün gerçek yada yalan olduğuna kanaat getirmek sizin bakış açınıza göre değişebilir. Bizim topraklarımızda kürt ve türk birlikte yaşıyoruz. Kürt ve türk ayrımı yapıldığında çok büyük sorunlarla karşı kaşrıya kalırken hepimizin türk diye anıldığı bir toplumda sıfır sorunlu bir halk olabiliyoruz. İnsanlar birbirinden ayrı olabilir, biri siyah biri beyaz olabilir fakat esas mesele insanların ayrılmamasında gizlidir. Eğer siz insanlara birbirlerinde farklı olduklarını anlatırsanız o zaman toplumda kutuplaşmalar olacaktır. 

Bir diğer değinmek istediğim nokta şudur; Hitler Berlin’i kaybettiklerine inandığı sahnede genarellerine bağırmaya başlıyor ve o sıra şuna benzer sözler çıkıyor ağzından; ” Siz genaraller akademide yetiştiniz. Orada çatal bıçak tutmasını öğrendiniz. bu yüzden korkaksınız. Ben hiç akademiye gitmedim bu yüzden bu kadar cesurum. Stalin akademiden yetişenleri idam etmişti, ben de aynısını yapmalıydım!” Yine çok tartışılıcak bir cümle. 

Savaşları kazandıran yada kaybettiren inançdır. Biz Kurtulul savaşında o kadar eksiğimize rağmen kazanabildiysek bunun tek sebebi zafere düşmandan fazla inanmamızdır. Hitler bu sözüyle onu vurguluyor. Akademide milleti sevmesi duygusunun değil, asker olma duygusunun verilmesinden yakınıyor ve bu yüzden onların bu ülkeye, savaşa yeterince inanmadığını bu inançsızlığında savaş kaybettirdiğini söylüyor. Bu gerçekten yabana atılabilecek bir şey değil. 

"Yarın milyonlarca insan beni lanetleyecek, N’apalım" cümlesi oluyor Führer’in son sözü, sonra yakılıyor. Film savaş bitişiyle de bitiyor. 

Teknik olarak eleştirilebilecek pek bir yanı yok. Her detayın üzerinde fazlaca durulmuş fakat intihar sahnelerinde az kan kullanıldığı kanaatindeyim. Gerçekten de 4-4’lük bir yönetmenlikle çekmiş filmi Oliver Hirschbiegel . 

image

Dipnot olarak filmin Hitler’in son özel sekreterinin gözüyle anlatıldığını belirtmek isterim 

Filmin İmdb puanına da şuradan erişebilirsiniz. DownFall 

 Geçmiş haftaların filmleri;

The Cable Guy;
http://ataraksiya.tumblr.com/post/57948793641

Bana Şans Dile; 

http://ataraksiya.tumblr.com/post/57315642869

Ah güzel istanbul;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/48292563028

Sevmek Zamanı;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/49376711516

Murat İle Nazlı;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/52484705134

How to train your dragon;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/53670261226

The legend of 1900;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/54163302306

Köşeyi Dönen Adam;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/54167378193

Uzun Hikaye;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/55491899332

Tersine Dünya;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/56062130586

Equus;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/56607929978

Sınav sorunsalı

Sınava gir her şey bitecek diyolar. Ne bitecek ? Tünelin sonunda ışığamı kavuşucağım sanki. Olsa olsa uçurumun kenarına geleceğim. Daha sonra ya boşluğa bırakacağım kendimi ya da geri adım atıp tekrar uçurumun kenarına gelene kadar koşacağım.

50 yıl içerisinde medeniyet çökecek!

50 yıl içerisinde medeniyet çökecek!

NASA: Uygarlığın çöküşü kaçınılmaz!

İnsanlığın geçmişteki hatalarından ders çıkarmadığını açıklayan NASA’ya göre 50 yıl içinde medeniyetin sonu gelecek. Birçok doğal afet de kapıda.

NASA’nın araştırmasına göre, 50 yıl içerisinde medeniyet çökecek.

Yıkımın sebeplerinin başında gelir dağılımda artan eşitsizlik yer alıyor. Ardından da yenilenemeyen kaynakların hızla tüketilmesine dikkat çekiliyor.…

View On WordPress

RedHack: TTnet'i biz çökerttik

Yaptığımız saldırıdan korunmak için TTnet tüm Türkiye’nin internetini kesti.

Twitterdan açıklama yapan RedHack, internetteki kesintinin TTnet’e yaptıkları saldırıdan kaynaklandığını duyurdu. Saldırıyı 4 ayrı grup olarak gerçekleştirdiklerini belirten RedHack, TTnet’in “kilit” yerlerine DDOS göndermeden, direk “sızma” yaptıkların, bunun üzerine TTnet saldırıdan korunmak için tüm Türkiye’nin internetini kestiğini belirtti. İşte RedHack’in o açıklaması:

Biz Saldırınca ‘Fişi Çekmek' Zorunda Kaldırlar

27 Nisan 2012 tarihiyle, TTNet başta olmak üzere Emniyet Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Yargıtay vb. bircok önemli kuruluşa Anonymous, RedHack, DGVirus, AnarcyCrew, olarak ataklar düzenlenmiştir. Bu ataklardan Emniyet ve Adalet Bakanlığı gibi önemli yerler “Anonymous Ailesi” tarafindan çökertilmiş, sorunu çözemeyen TİB yetkilileri çözümü yurt dışına çıkışları kapatmakta bulmuşlardır.

Fakat bu taktiği bilen daha önce gören RedHack, olayı “TR” içinden şekillendirmiş, Yurtdışına kapalı olan serverlara (Türkiye içinden) çeşitli bilgisayarlardan DDOS yaparak dikkatlerini bir yöne çekmiş, onlar bununla uğraşırken ana sistemlerine, DNS sunucularına kadar sızılmıştır. Bu sızma ve saldırılarla baş edemeyenler neye uğradıklarını şaşırarak beklenmedik bu saldırı karşısında, sistemi kapatmakta, ADSL’ler basta olmak üzere birçok (TTNet’e ait) sistemin “fişini çekmek" zorunda kalmışlardır.

Bizi Engelleyemez Demiştik

Zaten saldırının geleceğini bekleyen TİB ve TÜBİTAK, dün, kamu kurumlarına bir genelge göndererek belirli önlemler sunmuşlardır, Radikal gazetesi’de bu olayi dün haberlestirmiş, bizden de görüş almıştır. Bizde yapılacak en doğru işin “fişi cekip beklemek" oldugunu "bizleri engelleyemeyeceklerini" söylemiştik. Bu eylem neticesinde, birçok kurum hacklenmis, Turkiye’deki internet 27 Nisan akşamı 2 saatliğine kesilmiş, 28 nisan sabahınıda kapsayan yaklaşık 10 saat geçmesine rağmen halen tam olarak kendine gelememiştir.

Eylemler gercekleştikten sonra çeşitli kaynaklardan daha önceki eylemlerimiz de gördüğümüz “acımadı ki" histerisiyle yeniden karşılaştık.
Eylemin sabahı “bu gece saldırı olacak" diye TUBİTAK’tan uyarı geliyor ve bu haberin yayımlandığı aynı gece birçok yer çöküyor, karşılığında saatler sonra "teknik bir sorun" cevabı alınıyor, bu cevaba kendileri inanıyor mu? Meraktayiz..

Yani içinizde biri yokmu “RedHack kaç aydır bizim iflahımızı kesti eve gidemiyoruz" diyecek babayiğit? ;)

Neden Yaptık

Gelelim Eylemlerin sebebine..
Zaten Anonymous biz RedHack’le dayanışmak istediğini ileten videosu yukarıdaki linkte mevcuttur, Türkçe olarak ta altyazılı şekilde anlatmaktadır.
Bize gelince, Eylemimizin başlıca amaçları;

  1. Playstation ve chat geyikleri delil olarak alınarak tutuklanan ve RedHack eylemleriyle bağlantıları olmayan biri 17 yaşında 7 gencin “derhal" serbest bırakılmasını istemek! RedHack’e “teror örgütü” muamelesi yapılarak peşine Interpol’un bile takılmasının RedHack’i yıldıramayacağını göstermek, ayrıca biz burdaysak tutukladıklarınız kim? ‘) diye sormak.
  2. Anonymous’un bizle dayanışma eylemine içeriden destek vererek dostlarımızı yalnız bırakmamak, Anonymous’un dayanısmasından mutluluk duyduğumuzu göstermek.
  3. Yaklaşan 1 Mayıs’ı sanki “kendi işçi sınıfina vermiş" gibi "sömürge valisi" edasıyla ona buna "dayılanan" AKP hükümetine ve onun valisine dikkat çekerek, halkımızı işçi kardeşlerini sahiplenmeye cağırmak.
  4. Adil kota vb. uygulamalarla “düşük hızda" internet ile kullanıcıyı sömüren, zenginlere daha iyi ulaşım sağlarken durumu iyi olmayanlara çok yavaş interneti fahiş fiyata satan TTNET’i protesto etmek.
  5. Pensilvanya İmamı’nın ve ordusunun “yenilmez" "herşeye kadir" olmadıklarını halkımıza göstermek "cesaret gayri" demek ;)
  6. Eğlenmek ;)

Romanın başındaki bireysel bağlamdaki ölümlerin gittikçe evrensel bir nitelik kazanmaya, Mümtaz’ın romanın sonuna doğru akıl sağlığını kaybetmeye başlaması, orta yerde düşmüş olması ve elindeki ilaç şişesinin kırılmasının oluşturduğu imgesel anlama hemen bütün aynı çöküşü yaşayan yukarıdaki roman kahramanlarında rastlamaktayız. 

Text
Photo
Quote
Link
Chat
Audio
Video